İtikat Bölümü


Tek Hak Din, İslâm’dır

Tek hak din olan İslâm diniyle alâkalı kullanılan bazı ifadeler maalesef Kur’ân-ı Kerîm’e ve Hadîs-i Şerîfler’e ters düşmektedir. Günümüzde İslâm dîni hakkında birçok kişinin dikkat etmeden, bilerek veya bilmeyerek söylemiş olduğu sözler çoğaldığı için, «Din nasihattir» Hadîs-i Şerîf’ine binaen bu söylenen sözlerin dinimize aykırı olduğunu beyan etmeye ihtiyaç duyduk. Doğru olmayan sözlerden bazıları ise şunlardır: «Semâvî dinler», «hak dinler», «ilâhî dinler», «İslâm son dindir», «İslâm’dan önceki dinler», «Peygamberimiz son din olan İslâm ile geldi», «Vahye dayalı dinler olarak 3 hak din vardır», «Mûsâ Yahûdiydi, Yahûdîlik diniyle geldi», «Îsâ Hristiyan’dı, Hristiyanlık diniyle geldi», «İbrâhîm Hanîf dinindendi», «İbrâhîmî dinler olarak, Yahûdîlik, Hristiyanlık, Haniflik ve İslâmiyet.» Bu gibi sözler, kesinlikle Âyet-i Kerîmelere aykırıdır ve asla kullanılmaması gerekir. Kur’ân’a göre tek ilâhî, semâvî ve hak olan din İslâm dînidir. İslâm dininin dışındaki bütün inançlar batıldır, geçersizdir. İslâm son din değil, başından beri var olan tek hak dindir.

Peygamber Efendimiz ﷺ ise İslâm dinini diğer Peygamberler gibi tebliğ etmek üzere gelmiştir. Ondan sonra Kıyâmet’e kadar yeni bir şerîatle Peygamber gelmeyecektir. İslâm dininin kemâle erdiği ve tamamlandığı Âyette beyan edilmiştir. Hadîs-i Şerîfler’de 124 bin Peygamberin geldiği, ilkinin Âdem, sonuncusunun ise Muhammed ﷺ olduğu bildirilmiştir. Bütün Peygamberler İslâm dinini tebliğ etmiştir ve hepsi Müslümandır.

Nasıl ki; günümüzdeki Müslümanlar «Lâ ilâhe illallâh Muhammedu’r Rasûlullâh» diyorlarsa, Peygamberimizden önceki ümmetlerden olan Müslümanlar da «Lâ ilâhe illallâh» deyip ümmeti oldukları Peygamberin risaletine şehadet ederlerdi. Hatta ilk insan ve ilk Peygamber olan Âdem’den önce yaratılmış olan Melekler İslâm dîni üzere olup Allâh’a ibadet ederler. Onların dini de İslâm’dır ve hepsi Müslümandır. Allâh-u Teâlâ 104 kitap göndermiştir.

Bütün bu semâvî ve ilâhî kitaplar İslâm dininin kitaplarıdır. Gönderilen bütün kitaplarda îmân esasları aynıdır. Lâkin emredilen fıkhî konularda farklılıklar vardı. Meselâ: Âdem Peygamber döneminde tek vakit namaz vardı, Peygamber Efendimize ﷺ indirilen Kur’ân ahkâmında beş vakittir. Fakat bütün kitaplar İslâm dininin kitaplarıdır. Allâh-u Teâlâ «İslâm dîni» dışında hiçbir hak din göndermemiştir. İslâm dininin tek doğru din olduğu ve bütün Peygamberlerin Müslüman olduğuna dair Âyet-i Kerîmeler ve Hadîs-i Şerîfler çoktur.

Bunlardan bazıları şunlardır:

إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ ۗ

Manası: «Allâh nezdinde tek (hak) din İslâm’dır.» (Âl-i İmrân Sûresi / 19)


وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا ۚ

Manası: «Allâh’ın razı olduğu din İslâm’dır.» (El-Mâide Sûresi / 3)


وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ

Manası: «Her kim; İslâm’dan başka bir din seçerse, ondan kabul edilmeyecektir ve o, Âhiret’te hüsrana uğrayanlardan olacaktır.» (Âl-i İmrân Sûresi / 85)


هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمِينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَٰذَا

Manası: «Allâh sizi önceden de (Kur’ân’dan önceki kitaplarda da) ve bunda da (Kur’ân’da da) Müslümanlar olarak adlandırdı.» (El-Hacc Sûresi / 78)

Kur’ân-ı Kerîm’in tercümanı olan Abdullâh Bin Abbâs bu Âyet’i tefsir ederken buyurdu ki: «İşte bu Âyet bütün Peygamberlerin Müslüman olup, İslâm diniyle gönderildiklerini ve İslâm’ı tebliğ ettiklerini ifade eder.»

Allâh-u Teâlâ, Âl-i İmrân Sûresi’nin 84. Âyet-i Kerîmesi’nde şöyle buyuruyor:

قُلْ آمَنَّا بِاللّهِ وَمَا أُنزِلَ عَلَيْنَا وَمَا أُنزِلَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَالأَسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَالنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

Manası: «(Ey Rasûlüm!), de ki: «Biz Allâh’a îmân ettik; bize indirilen (Kur’ân-ı Kerîm’e) de; İbrâhîm’e, İsmâîl’e, İshâk’a, Yakûb’a ve oğullarına indirilenlere de; Mûsâ’ya, Îsâ’ya ve Peygamberlere Rablerinden verilenlere de iman ettik. Peygamberlerden hiç biri arasında din ayrımı yapmayız. Biz Allâh’a (boyun eğen) Müslümanlarız.»


El-Bakara Sûresi’nin 285. Âyet-i Kerîmesi’nde ise şöyle bildirilmektedir:

لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ

Manası: «Allâh’ın Peygamberleri arasında (dinde) ayrım yapmayız.»

Bir Hadîs-i Şerîf’te meâlen: «Peygamberler üvey kardeş gibidirler. Onların dini (İslâm) tek, anaları (şeriatleri) farklıdır.» buyurulmaktadır.

Âl-i İmrân Sûresi’nin 67. Âyetinde ise İbrâhîm Peygamber hakkında meâlen: «İbrâhîm ne Yahudi, ne de Hristiyan’dı. O ancak Allâh-u Teâlâ’yı tanıyan gerçek bir Müslüman’dı ve müşriklerden de değildi.» diye buyurulur.

Mûsâ Peygamberin Müslüman olduğuna ve ona inananların da Müslüman olduklarına dair Âyet-i Kerîmeler’den delil vardır. Mûsâ Peygamberin döneminde îmân etmekle İslâm dînine giren Firavun’un sihirbazları hakkında El-A’râf Sûresi’nin 126. Âyet-i Kerîmesi’nde meâlen şöyle geçmektedir: «Ey Rabbimiz! Üzerimize sabırlar yağdır ve bizi Müslüman olarak vefat ettir.»

Îsâ Peygamber ve ona tabi olanlar da Müslümandır. Âl-i İmrân Sûresi’nin 52. Âyet-i Kerîmesi’nde meâlen: «Îsâ onların inkârlarını sezince, ‘Allâh yolunda bu dîni yaymak için yardımcılarım kim?’ dedi. Havariler, ’Bizler Allâh yolunda sana yardımcı olacak kişileriz. Allâh’a îmân ettik. Şâhit ol ki, biz Müslümanlardanız’ dediler.» diye buyurulur. Burada zikredemediğimiz onlarca Âyet ve Hadîs-i Şerîfler delildir ki, bütün Peygamberlerin dini İslâm’dır. Dolayısıyla hepsi Müslümandır ve onlara tabi olanlar da Müslümandır.

Önemli Bir Bilgi: Bir kimse bilgisizliğinden dolayı Îsâ ve Mûsâ peygamberlerin dönemindeki Hristiyanlık ve Yahudilik dinlerinin aslında İslâm dini olduğunu sadece isimlerinin o dönemde değişik olduğunu söylerse dinden çıkmaz, ama bunun doğru olmadığı kendisine öğretilir. Fakat bir kimse günümüzdeki bu bâtıl dinlerin o dönemdeki Peygamberlerin dinleri olduğuna inanırsa veya İslâm dininin dışında başka hak, semâvî veya doğru bir dinin geldiğine inanırsa ya da İslâm’dan başka bir din edinirse Müslüman değildir. Bu kimsenin, bozuk inancını terk edip, İslâm’a girmek niyetiyle Kelime-i Şehâdet’i söylemesi gerekir.

Allâh Mekânsız Olarak Vardır

Allâh-u Teâlâ Âli İmrân Sûresinin 110. âyetinde şunu bildirmektedir: «(Ey Muhammed’in ﷺ ümmeti) Siz ümmetler içinden çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allâh’a îmân edersiniz.»

İmâm Buhârî’nin rivâyet ettiği bir Hadîs-i Şerîf’te Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyuruyor: «Dînimiz nasihat dînidir.»

Yukarıda beyan edilen Âyet-i Kerîme ve Hadîs-i Şerîf’e binaen, Allâh’ın rızasını kazanmak amacıyla sizleri, Müslümanlar arasında yayılan çok büyük bir hatadan uyarmayı kendimize vazife bildik.

Maalesef günümüzde dinimize aykırı olan sözlere çokça rastlamaktayız. Bu sözlerden bazıları «Allâh’a îmân» konusu ile alakalıdır. Örnek verecek olursak; kimi insanlar doğru olmayan ve söylenmemesi gereken şu sözleri söylüyorlar: «Yukarda Allâh var», «Allâh göktedir», «Allâh Arş’ın üzerinde oturuyor», «Allâh Arş’ın üzerindedir», «Allâh (zâtıyla) her yerdedir», «Allâh âlemin içine erimiştir», «Allâh her gece Arş’tan dünya semasına iner» vb… Şüphesiz ki bu tür ifadeler İslâm inancına aykırı olmakla beraber, Allâh hakkında kullanılmaları caiz olmayan ifadelerdir.

Biz Müslümanlar’ın inancı, Allâh’ın mekânsız olduğudur. Çünkü mekânlar yokken Allâh mekânsız olarak vardı. Mekânları yarattıktan sonra da Allâh yine mekânsız olarak vardır. Nitekim İmâm Şafii ve diğer âlimlerin buyurduğu gibi Allâh’ın zâtında ve sıfatlarında değişiklik olmaz. Ayrıca bir mekânda olanın o mekâna ihtiyacı vardır. Bununla beraber hacmi, sınırı ve şekli vardır. Allâh ise bu tür sıfatlardan münezzehtir. Bu inanç bütün Peygamberlerin, sahâbilerin, tâbiînin ve bu güne kadar Peygamber Efendimize tabi olan Ehl-i Sünnet vel Cemaatin tümünün inancıdır. Allâh’ın zamandan ve mekândan münezzeh olduğuna îmân etmeyen kişi iman etmiş sayılmaz.

Bu bölümde, bu konuyla alâkalı delilleri dikkatli bir şekilde okuyunuz:

  • Eş-Şûrâ Sûresi’nin 11. Âyet-i Kerîmesi’nin manası şöyledir: «Hiçbir şey Allâh’ın benzeri değildir.»
  • En-Nahl Sûresi’nin 74. Âyet-i Kerîmesi’nin manası şöyledir: «Allâh’ı yaratılmışlara benzetmeyin.»
  • Âli İmrân Sûresi’nin 97. Âyet-i Kerîmesi’nin manası şöyledir: «Allâh hiçbir şeye muhtaç değildir.»
  • Resûl-u Ekrem ﷺ meâlen buyurur ki: «Allâh vardı ve O’ndan başka hiçbir şey yoktu.» (İmam Buhârî)
  • Büyük sahabilerden İmâm Ali buyurur ki: «Allâh vardı, mekân yoktu; Allâh mekânları yarattıktan sonra yine mekânsız olarak vardır.»
  • Yine İmâm Ali der ki: «Şüphesiz ki Yüce Allâh; Arş’ı, Kudretinin azametini göstermek için yaratmıştır; orayı mekân edinmek için değil.» (Ebû Mansur El-Bağdadî, «El-Fark-u Beyne’l Firak»)
  • İmâm Ali başka bir sözünde de şöyle der: «Her kim Allâh’ın sınırlı olduğunu zannederse, o kişi Allâh’ı tanımamıştır.»
  • İmâm Ebû Cafer Et-Tahâvî buyurur ki: «Altı yön bütün yaratılmışları kuşatır ama Allâh’ı asla kuşatmaz.» (Tahâvî Akidesi)
  • İmâm Ahmed Er-Rifâ’î der ki: «Allâh’ı bilmenin en yüksek derecesi; O’nun varlığının keyfiyetsiz (şekilsiz, niteliksiz, biçimsiz) ve mekânsız olduğuna inanmaktır.»
  • Hanefî Mezhebi Âlimlerinden Ebu’l Mehâsin El-Kavukcî der ki: «Allâh yerde de gökte de mekân tutmamıştır. O, mekânsız olarak vardır. O’nu kalpte hayal etmek ve düşünmek de mümkün değildir. O’nun varlıklar arasında hiçbir benzeri yoktur.»
  • İmam Abdulğanî En-Nâblusî der ki: «Kim Allâh’ın gökleri ve yeri doldurduğuna veya Arş’ın üzerinde oturan bir cisim olduğuna inanırsa, o kişi her ne kadar kendisinin Müslüman olduğunu iddia etse de kâfirdir.» (El Fethu’r Rabbânî, s:124)
  • Meşhur Âlimlerden Muhaddis Muhammed Zâhid Kevserî der ki: «Beyazî’nin İşâratu’l Merâm’ından aktardığına göre, Ebû Hanîfe şöyle diyordu: Bir kimse ‘Rabbim gökte midir, yoksa yerde midir, bilmiyorum.’ derse küfre düşer. Çünkü Allâh-u Teâlâ’ya yön tahsis etmiştir. Kendisine yön tahsis edilen her şey zorunlu olarak muhtaç ve muhdestir (yaratılmıştır). Bu ise, Allâh-u Teâlâ hakkında apaçık bir noksanlıktır. Allâh’a cisim ve yön isnat eden bu kimseler, duyularla kendisine işaret etmek mümkün olan şeylerin dışında var olanı inkâr etmiş olur. Böylece bu kişiler cisim olmaktan ve bir yönde, tarafta ve mekânda bulunmaktan yüce olan Allâh’ı inkâr etmiş oluyorlar. Bu durumda onların küfrü apaçık ortadadır.» (Makâlât’ul Kevserî; s:368-369)
  • Meşhur Âlimlerden Zâhid Kotku der ki: «Allâh Teâlâ birdir, kadîmdir. Araz, cisim, cevher, musavver, mahdûd ve madud değildir. Mâhiyet ve keyfiyetle de vasfolunamaz. Bir mekâna muhtaç değildir. Üzerine zaman geçmez. O’na hiçbir şey benzemez.» (Ehl-i Sünnet Akaidi, s:139)

«Müşebbihe, Ĥalık-ı Žu’l-Celâl’a mahlûklar gibi uzuvlar isnat ederler ki onların da arkasında namaz kılmak caiz değildir, İslâmiyet’ten çıkmışlardır. Allâh’a mekân isnat eden veya semadadır diyen de İslâm’dan çıkmıştır. Bununla Hakk Teâlâ’nın Arş üzerinde müstakar (kurulmuş) olduğunu kastedenlerin de küfrüne hükmolunur. Vay Vehhâbîlerin hâline!» (Ehl-i Sünnet Akaidi, s:111)

Yukarıda zikrettiğimiz âlimlerimizin ve diğer İslâm âlimlerinin inancı, Allâh’ın mekânsız olarak var olduğudur. Bu inanç hak ehlinin inancıdır. Âlimlerimizden naklettiğimiz beyanlardan da anlaşıldığı üzere Allâh’a mekânı nispet etmek kişiyi îmândan ayırır.

Please publish modules in offcanvas position.